Ana içeriğe atla

1 Yılda Neler Başardık?

  “Geceyi sevdik, gece de bizi büyüttü.” Bir yılı geride bıraktık. Bu bir yıl boyunca çok şey değişti, gelişti, olgunlaştı… Ama Mezopia’nın gecedeki yeri hiç değişmedi. Biz, geceyi sahiplenen bir işletme olmaktan çıkarak, birçok insan için gecenin alışkanlığı haline geldik. Açıldığımız ilk günlerde Bergama’da gece kültürü zaten vardı; çorba seven, yol üzerinde uğrayan, muhabbete oturan insanlar… Biz bu kültüre kendi dokunuşumuzu ekledik. Sessiz, derin, istikrarlı bir dokunuş. “Neden bir yıl içinde bu kadar sağlam durabildik?” Çünkü baştan beri kendimize bir söz verdik: Her gece aynı standart. Her gece aynı emek. Kimseyle yarışmadık. Kimseyi örnek almadık. Kendi ritmimizi tuttuk. Kelle paçanın kıvamı değişmedi. Çorbaların tazeliği bozulmadı. Kelle söğüşün dokusu, baharatı, doğraması aynı kaldı. Hijyen ve düzen bir gün bile gevşemedi. Kapı ışığımız hep aynı saatte yandı. Bizim için bu, bir işletme disiplini değil; bir karakter meselesiydi. “Gece sek...

Kemik İliğinden Hikâyeler — Bölüm 1: Kaynayan Her Şey, Taşmaz

 “Dünyada iki şey kalındır: biri kemik, biri vicdan. İkisi de kırılırsa, uzun süre kaynamak gerekir.”

—Mezopia Soup’tan emekli bir kaşık

Buharın İçinden Bir Ses

Gece 02:48. Kazanın başındayım. Termometreyle değil, içgüdüyle ölçüyorum ısısını hayatın. Bir tık fazla kaynarsa, paça kendi içine kapanır. Az kaynarsa, müşteri “Bu biraz eksik olmuş” der, ama bilmez ki eksik olan çorba değil, hayatın kendisidir.

Bu dükkânda kelleden çok sır kaynıyor. Biri sussa, ilik taşar. Biri konuşsa, bütün gece eksik kalır.

Ben sabah ezanına kadar dinliyorum. Bazen kepçeyle karıştırıyorum geceyi. Bazen gözüm dalıyor, ama kulaklarım hep açık. Çünkü Mezopia’da çorba içen, sır da döker.

Kırmızı Ceketli Adam: “İki Kaşıkta Annemi Gördüm”

İlk geldiğinde konuşmadı. Sadece oturdu, tereyağlı beyin sipariş etti. Sirkesini kendi döktü, sarımsağını istemedi. Garipti. Çünkü burası, ne isteyeceğini tam bilemeyen insanların mekânıdır. Net gelen ya sapıtır, ya kalır.

Üçüncü gecesinde ilk cümlesini kurdu:

"Ben her gece bir parçama bakmak için geliyorum."

Ne demek istiyorsun dedim, çünkü azıcık merak edersen çorbacı da psikiyatr olur.

"Annemi son gördüğümde, bana kelle çorbası yapmıştı. 16 yaşımdaydım. Şimdi 46. Her yudumda onu bulmaya çalışıyorum. Ama buldukça eksiliyorum."

O günden sonra adama adını sormadım. Hep ‘Kırmızı Ceketli’ olarak kaldı. Ve bir gece beyin sipariş etmediğinde, onun son gecesi olduğunu anladım. Çünkü bazen sipariş değişirse, hayat da değişmiştir.


 “İhanetin Tadında Limon Vardı”

Bir kadın geldi. Yalnız. Çok süslü ama gözleri darmadağın. Mercimek istedi, ama limonla. “Bol limonlu olsun, ama acı olmasın,” dedi.

Bu bir metafordu, anladım.

Konuşmadan yedi. Sonra gözlerini kaldırdı, “Ben kocamı boşadım ama hala onu seviyorum,” dedi. “Onun en sevdiği şey mercimekti. Limonu ben eklerdim. Şimdi sadece ben yiyorum. O hâlâ kızartma peşindedir, ben buradayım.”

Garson olmak başka, çorbacı olmak başka. Birincisi sipariş alır, ikincisi vicdan. O gece ona tatlı ikram ettim. Sütlaç.

“Neden?” dedi.
“Çünkü siz artık acıyı değil, tatlıyı hak ediyorsunuz.”

Kadın ağladı. Ama kimse duymadı. Çünkü Mezopia’da bazen ağlamak, çorbanın buharına karışır.


3. Kemik Gibi Adam: “Ben Konuşmuyorum, Kaynıyorum”

Uzun boylu, sessiz, ama varlığı tencereyi bile etkiliyor. Ne zaman gelse, kelle paça ister. Ekmeği tam ortadan ikiye böler, birini hemen yer, diğerini çorbaya batırır.

Garip bir alışkanlık.

Bir gece cesaret edip sordum: “Ağabey, niye böyle yapıyorsun?”

Dedi ki:

“İlk ekmek, geçmişim. Onu içime gömmeden geleceğe bakamam. İkincisi, hâlâ yumuşuyor. Hâlâ içimde.”

Ve sonra çorbanın içindeki kemiği eline alıp gösterdi:

“Bu da ben. Dışım sert, ama içim hâlâ sıcak.”

Baktım, çorbayı bırakmış, sadece kemiğe bakıyor. O gece ben de kepçeyi bıraktım. Çünkü bazen kaynamak, karıştırmaktan daha önemlidir.


 Sabahçılar ve Gececiler: “Saatin Yoksa Ruhun da Yok”

Her dükkân sabaha hazırlanır, biz sabaha veda ederiz. Diğer esnafa göre biz tersten yürürüz. Onlar gün doğumuyla uyanır, biz gece çökünce canlanırız.

Ama bizim saatimiz yok. Zamanı ya gözaltlarımızdan ya da çorbanın kıvamından anlıyoruz.

Gece 04:23. İki müşteri giriyor. Birinin yüzü kıpkırmızı. Ya alkolden ya hayattan. Diğeri ayakta zor duruyor ama çorbayı dökmeden yudumluyor.

“Bu çorba başka yerde yok,” diyor.
“Çünkü başka hiçbir yerde bu kadar sessizlik yok,” diyorum.

Çünkü bazen sessizlik, kelle paçadan daha şifalıdır.


 Finale Doğru: Kazanın Dibindekiler

Kazan dibi tutarsa kötü değil, gerçek olur. Dibi tutmuş çorba, geceye benzer. Herkes üstte yüzerken, esas mesele alttadır.

Kimi gece en çok iş yapar, kimi gece en çok unutur. Biz hem hatırlarız, hem unuturuz. Biz çorbayı da biliriz, çorbanın içindekini de. Kepçeyle dalınca sadece çorba çekilmez; bir aşk, bir pişmanlık, bir "neden böyle oldu" da gelir yukarıya.


Kaynamak Sabır İster, Taşmamak İnsanlık

Mezopia’da her çorba bir hikâyedir. Her kemik, bir insanın iskeleti değil, geçmişidir. Ve biz o geçmişi 6 saat kaynatır, sonra bir kâseye koyarız. İçen kişi, sadece şifa değil, kendiyle yüzleşme alır.

“Gecede çorba içen, gündüzde yalan söylemez.”
— Mezopia duvar yazısı


Gece bir çorbacının defterinden dökülen hikâyeler...

“Kemik İliğinden Hikâyeler” serisi devam edecek.
Bazen buharın ardında ne var diye sormak gerekir.
Çünkü çorba sadece mideyi değil, içini de ısıtır.

📍Hepsi Mezopia’da.
📸 @mezopiasoupdessert

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Doktorlar da Tavsiye Ediyor: Alkol Sonrası Şifa Çorbası

  Alkol alındıktan sonra yaşanan mide yanması, baş ağrısı ve bitmeyen susuzluk hissi… Ertesi sabah bu sancılı tabloya uyanan herkesin ortak derdi, “Keşke dün gece o son kadehi içmeseydim” pişmanlığıdır. Ancak yüzyıllardır Anadolu sofralarında bu pişmanlığı hafifletmenin bilinen bir ilacı vardır: Sirkeli sarımsaklı çorba. Çorba, Türk kültüründe sadece bir başlangıç değil, aynı zamanda bir şifa aracıdır. Özellikle gece saatlerinde, eğlence sonrası eve dönerken ayakların seni farkında olmadan çorbacıya götürüyorsa, bilin ki içgüdülerin doğru çalışıyor. Çünkü alkolün vücutta bıraktığı toksinleri en hızlı temizleyen şeylerden biri, sirke ve sarımsakla zenginleştirilmiş bir çorbadır. Neden Gece Çorbası? Gece yarısı çorba içmek, sadece açlık krizlerini bastırmak için değil; aynı zamanda vücudu rahatlatıp ertesi güne daha sağlıklı uyanmak için yapılan bir ritüeldir. Çorbanın sıcak buharı, alkolün yarattığı dehidrasyonu yavaşlatır, sıvı kaybını azaltır ve vücuda yeniden denge kazandırı...

Bir Kazanın Başında Öğrendiklerim

Çorba yapmak, yemek yapmaktan farklıdır. Yemekte malzeme baskındır; çorbada zaman. Yemekte pişirme öne çıkar; çorbada sabır.   🔥 Köpük: Etin İlk Sözü Köpük basit bir şey değil. İlk kaynama başladığında suyla et çatışmaya başlar. O çatışmanın habercisi köpüktür. Bu aşamada usta kişi kepçesini sessizce alır, Kazanın üstünden köpüğü alır, Sonra hiç konuşmadan kenara oturur. Çünkü orada konuşması gereken sen değilsin. Etle su arasında geçen bir tanışma anıdır bu. 🍖 Kelle, Beyin ve İşkembe: Üç Sessiz Usta Kelle, kemikten konuşur. Beyin, yumuşaklıkla. İşkembe ise kokusuyla ya barışır, ya savaşır. Bu üçünü aynı kazana atmak ustalık ister. Kelle en fazla 3 saat kaynar Beyin ise 20 dakikada bitebilir İşkembe yavaş yavaş “kokmadan yumuşayan” nadir şeylerden Sen hangisini önce koyacağını, ne zaman çıkaracağını bilmezsen,  Çorba olmaz... karışık kaynar su olur. ⏳ Zamanlama: Saat Değil, His Meselesi Bazı tarifler der ki “2 saat kaynatın.” Ben o tarifleri ...

1 Yılda Neler Başardık?

  “Geceyi sevdik, gece de bizi büyüttü.” Bir yılı geride bıraktık. Bu bir yıl boyunca çok şey değişti, gelişti, olgunlaştı… Ama Mezopia’nın gecedeki yeri hiç değişmedi. Biz, geceyi sahiplenen bir işletme olmaktan çıkarak, birçok insan için gecenin alışkanlığı haline geldik. Açıldığımız ilk günlerde Bergama’da gece kültürü zaten vardı; çorba seven, yol üzerinde uğrayan, muhabbete oturan insanlar… Biz bu kültüre kendi dokunuşumuzu ekledik. Sessiz, derin, istikrarlı bir dokunuş. “Neden bir yıl içinde bu kadar sağlam durabildik?” Çünkü baştan beri kendimize bir söz verdik: Her gece aynı standart. Her gece aynı emek. Kimseyle yarışmadık. Kimseyi örnek almadık. Kendi ritmimizi tuttuk. Kelle paçanın kıvamı değişmedi. Çorbaların tazeliği bozulmadı. Kelle söğüşün dokusu, baharatı, doğraması aynı kaldı. Hijyen ve düzen bir gün bile gevşemedi. Kapı ışığımız hep aynı saatte yandı. Bizim için bu, bir işletme disiplini değil; bir karakter meselesiydi. “Gece sek...